2 Ocak 2009 Cuma

Ekoller üzerine

Dünya futbolunda herkesçe bilinen bazı ekollerden bahsetmek istiyorum. Bunların ilk aklıma gelenleri Alman ekolü, İtalyan ekolü, İngiliz ekolü, Brezilya (Latin Amerika) ekolü, Yugoslav ekolü vs..
Bu ülkelerin oyun tarzı 100 yıldır aynı. Futbol evrim geçiriyor, her şey değişiyor ama ekoller bu değişimlere adapte olup varlıklarını sürdürüyorlar.
Bu ekollerden özellikle Alman, İtalyan, Brezilya ekolleri her zaman ön planda olmuşlar ve bu ülkelerin futbolun zirvesinden hiç düşmemesini sağlamışlardır.
Gerçekten de ekolü olmayan ülkeler zaman zaman çok iyi oyuncular yetiştirmelerine rağmen başarılarını daimi kılamamışlardır. 50 yıl öncesine kadar dünyanın en güçlü takımlarından Uruguay ve Macaristan bugün yitik iki ülke. Sovyetler (Rusya/Ukrayna) yine 1970 hatta 80'lere kadar zirvedeyken bu zamandan sonra düştüler ve ara sıra kıpırdansalar da genel olarak 2. sınıf Avrupa ülkesi kimliğinde mücadele ediyorlar. Çeklerin, İsveçin, Portekizin zaman zaman yükselen zaman zaman düşen performansı hep ekollerinin olmaması/zayıf olmasından kaynaklanmaktadır. Gerçekten de bu ülkeler güçlü ülkelerdir, bazı zaman şampiyonanın en büyük favorileri arasında sayılırlar ama bazen de adları bile okunmaz. Bazen çok güzel top oynarlar, ama asla şampiyon olamazlar. Beğeni kazanır ülkelerine dönerler.
Oysa Brezilya, Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere, Arjantin bir turnuvaya başlarken kadrolarında ne kadar eksik olursa olsun, elemelerde ne kadar kötü sonuçlar almış olurlarsa olsunlar, teknik direktörleri kim olursa olsun her zaman favoridirler. Bu ülkelerin şampiyonluğu sürpriz olmaz. Örneğin, 2002'de final oynayan Almanya, 2006'da şampiyon İtalya ve finalist Fransa cidden çok kötü çok formsuz oldukları halde işi sonuna kadar götürebildiler. Sahaya çıkan 11'den bağımsız olarak bu takımların formaları kendi kendine oynar adeta. Yıldızların yaşlanması bu ülkelere koymaz. Beckenbauer gider Matthaeus gelir, Baresi gider Cannavaro gelir, Romario gider Ronaldo gelir...
Almanlara panzer denir, en kıytırık oyuncuların olduğu dönemlerde bile bu takım saat gibi işler, oyun disiplininden kopmaz, sonuna dek mücadele eder, son dakikalarda gol atmak ve maçı çevirmek en iyi yaptıkları şeylerdendir. Almanlar turnuva takımı olarak bilinir, bu düşünce ile finallerde hep maça 1-0 önde başlarlar. Rakip Almanları hafife asla alamaz. Derler ya "Futbol yirmi iki kişinin bir topun peşinde koştuğu, sonunda Almanların kazandığı bir oyundur." Almanlar 3 kere Dünya 3 kere de Avrupa Şampiyonu oldular.
İtalyanlar catenaccio uygular, bazen dizilişleri 5-3-2 olur bazen 4-4-2, ama bu takım kapı kilidini her daim uygular. Hiçbir zaman bir İtalya milli takımını sahada gol şov yaparken, Ersun Yanal tipi atak futbol oynarken, göze hoş gelen hareketler yaparken göremeyebiliriz belki; ama İtalyanlar kolay kolay gol yemez, tarihin herhangi bir anında dünyanın en iyi kalecisi muhtemelen İtalyan'dır, en iyi 3-4 savunmacısından da en az biri, ortalama ikisi... Aslında ilginçtir bu takımda hemen her zaman bir tane de müthiş forvet olur, Riva, Rossi, Schilacci, Baggio, Vieri vs... İtalyanın ezelden beri tipik sorunu sahada bloklar arasında paslaşmayı çok iyi becerememesi, organize atak geliştirememesidir. İtalya grup maçlarında, hatta turnuva elemelerinde hep ipten döner, ama sonra bir açılır bir de bakmışsınız finalist olmuş, hatta şampiyon... İtalya 4 kere Dünya Kupasını kaldırırken 1 kere de Avrupa Şampiyonluğunu tattı. Hatta İtalya 12 yılda bir dünya kupası finali oynar 1970ten beri. Sırayla birini kaybeder birini kazanır (1970 finalist, 1982 şampiyon, 1994 finalist, 2006 şampiyon).
Her zaman dünyanın en yetenekli oyuncuları Brezilya'dan çıkmıştır. Kadro olarak bireysel yeteneklerin tavan yaptığı ülkedir. Disiplinsizlik, rahatlık ve zayıf savunma gibi zaman ortaya çıkan problemleri yanında yıldızların bazen formsuz olması sonucu Brezilya şampiyon olamaz. Diğer tüm zamanlarda ise şampiyon Brezilya'dır. Kimse boy ölçüşemez. Brezilya'yı sakatlayan kendisidir. Brezilya iyi antrenman yapmayarak, savunmaya önem vermeyerek ve benzeri nedenlerden doalyı rakiplerine şans verir. Başka türlü yenilmeleri mümkün değildir. Brezilya tam 5 kere Dünya şampiyonu oldu, kıta turnuvaları ve konfederasyon kupalarında ise kazandıkları kupanın haddi hesabı yok.
Arjantin de aşağı yukarı Brezilya gibidir. Yetenekler biraz daha az, savunma ve disiplin biraz daha güçlü. Yani Brezilya uçuk bir takımsa Arjantin onun yumuşatılmış versiyonudur. Arjantin'le oynayacak olan takım en az Brezilya'dan çekindiği kadar çekinir Arjantin'den ancak genelde nasıl oluyorsa turnuvalarda Arjantin sıkça süper başlayıp ikinci tur ya da çeyrek finalde elenir. Acaba disiplin bireysel yetenekleri zayıflatıyor mu :D Arjantin 2 kere Dünya şampiyonu oldu.
Fransa, yarısından çoğu siyahi oyunculardan oluşmak üzere %80 yabancı ağırlıklı bir takımdır. Bu takımda genelde çok iyi forvetler olmasa da orta saha mükemmeldir. Paslar takır takır yerini bulur, hücumda örneğin İtalya'nın aksine Fransa iyi organize olur, her daim yaratıcı oyun kurucuları sayesinde karşı takımı zor durumda bırakan pozisyonlar yakalarlar. Savunmaları zaman zaman İtalyan savunması kadar iyi olur ve o zamanlarda Fransa kupayı alır. Fransızlar en eskisi benim doğumumdan 1-2 ay sonra olmak üzere iki Avrupa, bir Dünya şampiyonluğu tattılar.
İngilizler çok dinamik bir biçimde orta sahayı geçer, isabetli uzun toplarla hızla atağa kalkarlar. Belki de dünyada kanatları İngilizler kadar iyi kullanan başka bir takım daha yoktur. Bu takım zaman zaman iyi savunma, kaleci ve forvetten bir ya da birkaçını da bu özelliklerine ekler ancak bu alanlarda performansları malesef sürekli değildir. Belki de bu yüzden futbolun beşiğine fazla kupa gitmemiştir. Tek dünya şampiyonluğu bulunan İngiltere'nin bizim açımızdan da önemi büyüktür, çünkü hem ülkemize tarihinin en ağır yenilgisini tattıran takımdır (sanırım iki kere 8-0 yendiler bizi) hem de kendilerine ne gol atabilmiş ne de puan alabilmişizdir.
Genelde turnuvalara Almanya ve İtalyadan çok daha güçlü takımlarla gelen Hollanda ve İspanya'yı burada anmazsam olmaz. Bu iki takımın da bariz ekolleri olmasına rağmen ne İspanya ne de Hollanda genelde turnuvalarda sonuca gidemezler. Son Avrupa şampiyonluğunu saymazsak İspanyanın onlarca yıldır Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası'nda elde ettiği en büyük başarı birer yarı finaldir. İspanya hep ikinci tur ya da çeyrek finalde elenir. Hollanda ise kupalara İspanya'dan çok daha iddialı gelmesine rağmen genelde yarı finalde zirveye koşuşuna biriler çelme takar. Hollanda yakın akrabası Almanya'dan ziyade Fransa ve Brezilya karışımı bir futbol oynar, Hollanda'nın kadrosu organize, güzel paslar yapan yetenekli oyunculardan kuruludur. Ama Hollanda'dan bir türlü olmaz. İspanya'nın iki Hollanda'nın bir Avrupa şampiyonluğu bulunmaktadır.
Bu ülkeler her daim güçlüdürler, hiçbir zaman Macaristan gibi Uruguay gibi acze düşmezler, ülkemiz gibi istikrarsız sonuçlar almazlar. Bunda hiç şüphesiz ekollerinin, futbol anlayışının, altyapılarının, futbol kültürünün ve eğitime verdikleri önemin payı büyüktür. Zaten ekol Fransızca'da okul demektir.
Bizde ekolu bir kenara bırakın oyunumuzun genel hatları bile belli değildir. Zaman zaman teknik kapasite, iyi paslar ve organizasyon ön plana çıkar; zaman zaman ayağına top yapışan, harika çalımlar atan oyuncular zaman zaman da hiç biri. Bizde belirgin bir gelenek yoktur. Bazen çok iyi oyuncular yetişir ve biraz da şansımızın yardımıyla iyi sonuçlar alırız. Sonra silinir gideriz. (bkz. 2002 Dünya 3.sü olan Türkiye'nin 2004 ve 2006da elemeleri geçememesi)
Galiba sistemler her zaman tek tek bireylerden daha belirleyici oluyor başarıda...
MD

Prolog

Herkese merhaba;
Aynı mahallenin aynı sahalarda top koşturmuş iki çocuğu olarak referee arkadaşımla ortak bir blog yazmaya karar verdik.
Bu blogda futbolu konu alarak ben daha çok geçmişten bahsederken, referee arkadaşım da bugünü ele alacak.
Okurken keyif almanız dileği ile...